Gümülcine, 17 Ağustos 2026.
MEFKÛRE
Mefkûre kelimesi ilk bakışta herkesin zann-ı galibi üzerine Arapça kökenli olduğunu düşündüğü bir kelime olarak zihinlerde yerini alır ve Arapça fkr kökünden gelen mefkûr مفكور mefkūr “düşünülen, düşünce” sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Arapça fekera فَكَرَ “düşündü, fikir yürüttü” fiilinin mef’ûl vezninde edilgen fiil sıfatıdır.1
Kökeni Arapça fkr köküne dayansa da sözlükte: fikr’den “Arapça’da yoktur, Ziya Gökalp tarafından yapılmış bir kelimedir” denilerek, ‘ülkü’ anlamı verilmiştir.2
Bu sebepten olsa gerek cümle içinde kullanılarak anlamlandırılmaya çalışılmıştır. “Normal bir insan hangi milletin terbiyesini almışsa onun mefkûresine çalışabilir.” 3
Türk Dil Kurumu Açıklamasında da sadece “ülkü” anlamıyla izah edilen kelime cümle içinde izah edilmiştir. "Bazıları mefkûrenin enginliğini ve azametini tamamıyla kavrayamayacak derecede dardırlar." 4
- Gaye-i hal, ideal, yüksek heyecan.5
- İdeal yerine kullanılan Arapçadan uydurma manasız bir kelime.6
Yukarıdaki sözlük anlamlarından anlıyoruz ki, ‘mefkûre’ kelimesi tek başına bir düşünceyi ifade etmiyor. Anlam bütünlüğünü sağlaması için tamamlayıcı bir isim sıfata ihtiyacı vardır.
Üzerinde durmaya çalışacağımız isim sıfat ise “İslâm” olacaktır. Buna göre yüklenecek anlam da ‘İslâm Mefkûresi’ olacaktır. “Normal bir insan hangi milletin terbiyesini almışsa onun mefkûresine çalışabilir” açıklaması bize bizim olanın başka kültürlerle harmanlanarak temeli belli olmayan bir düşüncenin sahibi olmamızın sakıncalarına yeterince açılık getirmektedir.
Eğitim adı altında müntesibi olduğumuz İslâm dininin yaşayanları olarak başka inançların kültürü altında eğitilmiş isek kendi inancımızın esaslarını yaşamak bir yana, aslında eğitildiğimiz kültürün inancını, adetlerini kendi inancımız gibi yaşayarak farkına varmadan ötekileştiğimizi dahi göremeyecek durumlara düçâr olmamız kaçınılmazdır. Kendi inancımızın, kültürümüzün en temel esaslarını, farzlarını-haramlarını, söyleyemez duruma gelir, yakışmıyor, uygun değil, güzel olmuyor vs. gibi içi boşaltılmış kelimelerle kesin hükümleri yok ediyor oluyoruz. Yakışmıyor, uygun değil açıklamaları senin pencerenin rengi. Benim penceremde gayet yakışıyor olur. Yakışıyor kelimesi hangi haramı veya helali anlatıyor? Hiçbirini. Sadece bunların kavramsal anlamların derinliğini yok ediyor. Her bilimin kendi kavram temelleri vardır. O kavramlar talan edilince bilimin herhangi bir değeri, ağırlığı, dikkate değer önemi kalmamış oluyor.
Günümüz eğitim sisteminde dini eğitim almış olanların en temel hüküm olan farzların -haramların neden haram olduklarının gerekçelerini okumuyor görünümü ile liyakat sahibi vasfına kavuşmaları, İslâm Mefkûresi anlamında karmaşık düşünce yapısında savrulmalarına neden olmaktadır. İslâm’ın ibadetten önce görünür kılınan setr-i avret, taharet vs. emirlerini bu konuda hiçbir eğitimden geçmemiş biri ile aynı şartlarda yaşıyorlarsa, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Haram’a HARAM, Farz’a FARZ diyemeyen bir din müntesibinden dinin hangi kuralı - hükmü öğrenilebilir. ‘Kendisi muhtaç-ı himmet dede kime himmet ede’ misali, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Eğitim kurumuna girişinde haram-helal ilkeleri anlayışıyla başlayan ancak mezuniyet ile ‘her şey helâl’ hayat tarzı ile hayatına devam ediyorsa, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
İnancın yaşam ölçütlerinin kuralı olan fıkhın temel kurallarından bi-haber eğitilerek bilgilerin temel dayanağı olmayınca, batınî, müsteşrik, ateist vs. düşünce tarzlarının temel ilkelerinden de haberdar olmayanların kendilerine yöneltilen tahrikkâr düşüncelere ve fitne tezviratlarına cevap verilemeyince, eziklik ve mahcubiyetin yaşanması kaçınılmaz oluyor. Burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
En temel inanç ilkelerinde çuvallayan din adamlarının söylemlerinde İslâm savunulmuş – yaşanmış olmuyor, aksine temelsiz felsefenin pusulasız deryasında savrulmaktan başka bir hayat yaşanmamış oluyor. Burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Din görevlisi şahısların, ibadetleri sadece bir hareket olarak görmek yerine, sorumlulukları altında bulunanlara inancın kesin hükümlerinden taviz vermeme gayreti içinde azami çaba sarf etmeleri, icra ettikleri şekli ibadetten daha elzem olan sorumluluklar yerine getirilmiyorsa, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
İnanç değerlerinin öncelikleri değil de kapitalizmin girdabına teslim edilmiş nesiller sosyal medya tanınmış ünlüsü olma uğruna teşhircilikte sınır tanımayan görsellerin sonucunda elde edemediği ÜN’ün hüsranıyla intihara kadar giden bir anlayışın sonucunu yaşamak kaçınılmaz olur. Böyle bir sonun vuku bulduğu durumda, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Karşılaşılan güç durumların karşısında metanetini muhafaza edemeyen şahısların başkalarına aktarabilecekleri bir değerin olmadığı aşikârdır. Burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Temeli tahrimen mekruh kapsamına dahil olan bir eylemin sonunda sevap beklenemez. Zira mekruhun çoğalması durumunda temeli farz olan ibadeti mekruhun fasit kıldığı bilgisi bu ayrımı yapamıyorsa, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
İbadet maksadıyla gidilen camiyi kahvehane muhabbet tarzına, gelinen vaziyetin gereği, ki sağlık koşulları da bunun uygunsuz olduğunu beyan etmesine rağmen ayağı çorapsız yalın ayak girmeyi kendi dürüstlüğü kabul eden bir düşünceye yanlışlar kabul ettirilemiyorsa, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
Bahsedilemez, bahsedilemez.
İslâm Mefkûresini hayatın genel kuralı olarak belirlememiş olan şahıslar vefat eden yakınlarına rahmet duası yerine IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN temennisinde bulunabiliyor. Mermer kalıpları içinde mum yakabiliyor. Defin esnasında kabrin üzerine dökülen suyun bardağını bir başkaları almasın diye mermer taşına kilit ile kilitleyebiliyor. Vesikalık resimlerini mermer taşına tasvir ettirebiliyor. Futbol takım taraftralığının renkli elbisesini tabutun üzerine koyabiliyor. Mermer oyukların içine yemek ve su koyabiliyor...
Ben de Müslümanım hem de temiz kalpli Müslüman diyen birinin inandığı İslâm dini bu konuda ona bir şey demiyor mu!
Helâl mı diyor, haram mı diyor?
Bunların helâl-caiz oluşu hangi kaynaktan elde ediliyor!
İslâm Mefkûresinden değil.
İslâm Dininin inanç esasları bir gayr-i müslim usûlülye okutulup eğitilirse, burada bir İslâm Mefkûresinden bahsedilemez.
‘İslâm Mefkûresi’ ifadesini terimleştiren Ziya Gökalp nasıl tanımlamıştı bunu: Normal bir insan hangi milletin terbiyesini almışsa onun mefkûresine çalışabilir.
Demek ki bir mefkûrenin oluşması, kişinin aldığı terbiyenin sonucu olarak hayat bulduğu ve yaşamına yön verdiği, yolunu belirlediği bir değer olarak hayatımızı şekillendirmektedir.
Mefkûrenin anlamını idrak edenler şu ifadelerle açıklık getirmişlerdir.
“Eski zamanlarda insanlar mefkûreleri için ölümü bile göze alırlardı.
Gerçekten aydın olan kişiler mefkurelerini gerçekleştirebilmek için her türlü fedakarlıkta bulunurlar.” 7
Terbiyeniz hangi milletin kültürü ise, mefkûreniz o milletin değerleri üzerine inşâ edilir..
Yolunuza ışık olmayan kültürleri, gölgenize ortak etmeyin. Mefkûreniz değişmesin.
Selahattin KESİT
Gümülcine – Komotini
Batı Trakya /Yunanistan
………………………….
- https://www.nisanyansozluk.com/kelime/mefkûre
- Hayat BÜYÜK TÜRK SÖZLÜĞÜ, Hayat Yayınları
- https://www.nisanyansozluk.com/kelime/mefkûre
- https://sozluk.gov.tr
- https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcekamus/tafsil-293773-mm3.html
- https://www.osmanlicasozlukler.com/turkcelugat/tafsil-273367-yz9.html
- https://www.sabah.com.tr/egitim/mefkure-ne-demek-osmanlica-mefkure-kelimesinin-anlami-nedir-cumle-icinde-kullanimi-nasildir-e1-6328354
